Profesyonel iş yaşamında kadınlarla
erkekler arasındaki ücret politikalarındaki eşitsizlik, çalışma koşullarının
farklılığı, kadınların cinsiyete ilişkin önyargılardan kaynaklanan
istihdam sorunları ya da kadın çalışanların kariyerlerinde yükselme yolunda
önlerine çıkan engeller konusunda pek çok çalışma yapılıyor. Ama
yapılan bu çalışmalar arasında gösteri dünyasında var olmaya çalışan kadınlar,
başka deyişle yıldızlar ya da şöhretli kadınlar, pek yer almıyorlar. Eh ne de
olsa onlar “tuzu kuru tayfası”. Şiddetin her nevisine maruz kalan kadınlar
dururken niye paraya para demeyip başka isimler takan, gömlek değiştirir gibi
sevgili değiştiren, lüks içinde yaşayan bu kadınlar için kafa yoralım ki?
Kuşkusuz ben Amerika’yı yeniden keşfetmiyorum. Akademik anlamda yapılan sinema
çalışmalarında şöhretler ve onlara ilişkin konular ele alınıyor bir süredir.
Ama daha yeni denilecek bir konu bu. Bu çalışmaların ancak 1970-1980’li
yıllarda yükselişe geçtiğini görüyoruz. Benzer biçimde, şöhretli kadınların,
kadın çalışmalarında da geriden gelen, tali bir konu olduğu söylenebilir. Bunun
yanı sıra, sinemada kadınların ve kadın sorunlarının ele alınışında feminist
film eleştirisinin büyük rol oynadığı da bir gerçektir. Laura Mulvey’in de
aralarında bulunduğu feminist film kuramcıları, filmlerde kadın oyuncuların
görsel haz nesnesine dönüştürülmesi, cinsel farklılıklar gibi konulara
odaklandıkları çalışmalarıyla dikkat çektiler. “Feminist film eleştirmenleri
öncelikle toplumdaki eşitsizliklerin ve kadına yönelik cinsiyetçi ayrımların ve
bastırmaların kaynağı olarak gördükleri babaerkil yapıların ve bunların inşa
edilme yollarının çözümlenmesini ve deşifre edilmesini sağlamaya
çalışmaktadırlar” (Özden, 2004:193). Dürüst olmak gerekirse, yapılan
çalışmaların ağırlık noktasını filmlerdeki kadın imgesi, kadın temsilleri
oluşturuyor. Feminist eleştirmenler sinema perdesinde yansıyan kadın
imgelerinin gerçek kadınlardan çok erkeğin kadına yönelik bilinçaltı duygu ve
düşüncelerinin, arzu ve korkularının temsilleri olduklarını kabul ediyorlar (
a.g.k. 2004: 194). Haksızlık etmeyeyim, feminist eleştiride şöhretli kadınlara
eğilen çalışmalar da yapılmış. Feminist eleştiride Marilyn Monroe gibi
oyuncular bazı kadın karakter ve starpersonaları erkek imgeleminin ihtiyacına
cevap veren figürleştirmeler olarak eleştirilirken, Katharine Hepburn,
Marlene Dietrich gibi oyuncular imgeleri nedeniyle, kadın izleyiciler için
olumlu nitelikler taşıyan kadın modelleri olarak değerlendirilmişler (a.g.k.
2004: 200). Bütün bu olumlu yaklaşım ve çalışmalara karşın şöhretli kadınların
çalışma yaşamlarında karşılaştıkları erkek egemenliğinden kaynaklanan sorunlar
pek dikkat çektiği söylenemez. Oysa, tıpkı diğer çalışma alanlarında
olduğu üzere, gösteri dünyasında da kadınlara yönelik cinsiyetçi bir yaklaşım
söz konusu. Şöhretli kadınların çalışma yaşamlarını sürdürmeleri için
erkeklerden çok daha fazla çaba göstermeleri gerekiyor. Gösteri dünyasında yaş
ve bedene ilişkin baskıyı kadın şöhretler erkeklerden çok daha fazla
hissediyor. Burada vereceğim örnekler neyi anlatmaya çalıştığımı eminim daha
berraklaştıracak.
Jack Nicholson ve Shirley MacLaine arasında
bir karşılaştırma yapmak sözünü ettiğim eşitsiz, cinsiyetçi uygulamalara
vereceğim ilk örnek olacak. Neredeyse aynı yaşta olan Nicholson (doğum yılı 1936)
ve MacLaine (doğum yılı 1934) kuşkusuz kendilerini kanıtlamış iki
yetenekli oyuncu. Kariyerlerinin kesiştiği Terms of Endearment (1983)
filmindeki performanslarıyla 1984’de MacLaine En İyi Kadın Oyuncu Oscar ödülünü
Nicholson da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar ödülünü kazandı. Filmde
canlandırdıkları karakterler arasında romantik bir ilişki söz konusuydu. Başka
deyişle, filmde birbirleri için çekici olan yaş, görünüm ve konumda iki kişiyi
canlandırmaları yapımcılar tarafından olağan görülmüştü. MacLaine ve Nicholson Terms
of Endearment’ın devamı niteliğinde olan The Evening Star’da
(1996) yine aynı ilişkiyle karşımıza çıkarlar. İronik biçimde Terms
of Endearment (1983) filminin başrol oyuncularından, üç kez Oscar’a
aday gösterilen (biri de yine bu filmdeki performansıyla ilgilidir) Debra
Winger 30’lu yaşlarından sonra tam da sözü edilen eşitsizliklerden dolayı
oyunculuğu bırakmıştır. Kendisi de oyuncu olan Rosanna Arquette, Winger’ın
bu kararından yola çıkarak Searching For Debra Winger (2002)
isimli belgeseli yaptı. Belgeselde Debra Winger’ın yanı sıra Jean Fonda,
Whoopi Goldberg, Melanie Griffith gibi sektör için ‘yaşını almış’ kadınlarla
söyleşiler yapılmakta ve cinsiyetçi bakış açısına eleştiri getirilmekte. Jack Nicholson bir sonraki filmi As Good As It Gets’de (1997)
ilerleyen yaşına karşın kendinden 26 yaş genç olan Helen Hunt ile başrolü
paylaşır ve onun sevgilisini oynar. MacLaine ise büyükanne rollerine takılıp
kalır adeta. 2000’li yıllarda her ikisinin kariyerine bakıldığında Nicholson
başrolde hem de cazibeli bir erkek olarak (2003 yapımı Something Gotta
Give’de olduğu gibi) oynamaya devam ederken MacLaine 2005 yapımı Rumor
Has It’de olduğu gibi yardımcı rollerde ve yine büyükanne olarak izleyici
karşısına çıkar. Kuşkusuz bu yeni bir eğilim değil. Örneğin, Mogambo’da
(1953) 24 yaşındaki Grace Kelly’nin partneri 52 yaşındaki Clark Gable’dır. Bir
sonraki sene Kelly’nin Dial M for Murder (1954) filmindeki
partneri 49 yaşındaki Ray Milland’dır (Braston 2000:115). Zavallı Audrey
Hepburn’ün ise akranı olan partnerleri ikiyi, üçü geçmez. Roman Holiday’de
(1953) Gregory Peck 37 Hepburn 24 yaşındadır. Sabrina’da (1954)
Humprey Bogart 55, Hepburn ise sadece 25 yaşındadır. Üstelik Bogart Hepburn’den
kısa, huysuz ve kabadır. Funny Face’de (1957) Fred Astaire 58
Hepburn 28 yaşındadır. My Fair Lady’de ise (1964) Rex
Harrison 56 Audrey Hepburn 35 yaşındadır. Garibimin akranı biriyle rol arkadaşı
olup ses getiren yegane filmi Breakfast at Tiffany’s dir. Rol
arkadaşı George Peppard Audrey Hepburn’den yalnızca bir yaş büyüktür. Sanmayın
ki zamanla işler düzeldi. Son James Bond Skyfall’da (2012) başrolü
oynayan Daniel Craig 44 partnerleri Bérénice Marlohe 33, Naomi Harris 36
yaşında. Hadi kabul edelim, biraz daha insaflı bir durum var ama hala albenili
bir karakteri canlandıran bir kadın oyuncunun karşısında kendinden 15-20 yaş
genç bir erkek oyuncuyu sevgili rolünde göremiyoruz pek. Belki de hiç
demeliyim.
Görüldüğü gibi, gösteri dünyasında yaş
erkeklerin albenisini olumsuz yönde neredeyse hiç etkilemezken, kadınların
kariyerlerini kısıtlayan bir etken olduğu çok açık. Oyuncu Katharine Hepburn’ün
bu konudaki düşünceleri durumu pırıl pırıl aydınlatacaktır:
“En iyileri bile daha fazla kalamaz.
Erkeklerin bazıları kalabilir de, kadınlar için gençlik önemlidir. Garbo ve
Pickford ne zaman çekileceklerini bildiler. Gish bir karakter oyuncusu oldu.
Crawford bir çizgi film karakterine dönüşüp eli baltalı katili bile oynadı.
Bette Davis portakal suyu reklamlarına çıktı. Tanrı aşkına portakal suyu ve
Bettey Davis!” (Berg 2005:30).
Kadın ve erkek şöhretler arasındaki
eşitsizlik yalnızca yaşla değil aynı zamanda görünümle de ilişkilidir.
Kuşkusuz, şöhretler için bedenleri önemli bir araç. Gledhill, yıldızların
izleyicilere bedenleriyle ulaştıklarını ileri sürüyor. Bu “görünümü korumanın”
gerekliliğini ve kadın yıldızların perdedeki ömürlerinin ne kadar kısa olduğu
sonucunu doğuruyor (aktaran Roberts ve Wallis 2001:116). Yaşı ilerlemiş, artık
“karakter oyuncusu” olmuş kadın şöhretler yine de formlarını korumak
durumundalar. Jean Fonda, Shirley MacLaine, Diane Keaton, Meryl Streep bu
nitelikleri yansıtan yıldızlar değil mi? Dış görünüm erkek şöhretler için de
önemli olmakla birlikte sınırların daha esnek olduğu söylenebilir. Sean Connery
ya da Nicholas Cage seyrelen saçlarına karşın gözde oyuncular. Marlon Brando
artan kilosuna karşın Don Juan DeMarco’da (1995) başrol
oynayabilmişti. Buna karşın, başlangıçtaki imgesini yitirip kilo alan bir kadın
oyuncunun aynı şansa sahip olduğunu görmedik hiç.
Eh bizde de işler pek farklı değil. Bizim
gurur kaynağımız da Ajda Pekkan. Kendine son derece iyi bakan, görünümünü
yalnızca estetik müdahalelere değil, kaloriden çok can yakan haşin egzersizlere
ve diyetleri borçlu olduğunu biliyoruz. Bu sayede ona bakıp kendimizden
utanıyoruz. O kadar albenili olmasına karşın Ayşegül Aldinç bile onun yanında
sönük kalmaya başladı. Ajda Pekkan’dan çok sonra şöhret olan Nükhet Duru,
Nilüfer, Sezen Aksu bile yavaş yavaş medya ve izleyicinin gözünde “teyze”
kıvamına gelmeye başladılar. Biz onları böyle de seviyoruz ama medyanın
söylemine bakıldığında kimse Ajda Pekkan’ın eline su dökemez. Şöhretler
arasında rekabet bir yana, yurdum kadınının durumu tabii daha beter. Ajda
Pekkan bir ideal olmaktan da öte. O bir meta beden. Dediğim gibi medyanın
söylemi de bunu destekliyor. Ama görünümü ne kadar albenili olursa olsun Ajda
Pekkan’ı yaşına bağlı olarak takdir ediyorlar. “67 yaşında ama hala taş
gibi”... Yakın dönemdeki iki haber medyanın söylemini ve algılarımızı ne kadar
belirlediğini bir kez daha görmeme yardımcı oldu. Bir kaç hafta önce sahnede
düşen Ajda Pekkan’ın dizi kanadı. Kostümüne, sahne performansına yapılan
övgülerden sonra 67 yaşındaki sanatçıya nazar değdiği söylendi. Bir iki gün
sonra ise şu haber gözüme ilişti. “70 yaşındaki Fatma Nine başını pencere
demirine sıkıştırdı. İtfaiye yaşlı kadını güçlükle kurtarabildi.” Eğer bir
insanın yaşına bakarak ona bazı sıfatlar veriyorsak o zaman Ajda Pekkan’a da
nine denmesi gerek. Yok görünümüne bakarak insanlara bazı sıfatlar veriyorsak o
zaman 30’larını, hatta 20’lerini süren pek çok kadına da nine demek
gerek. Ölçü, ayar ne belli değil. Ama ayakta kalman gerekiyorsa, üstelik
şöhretsen bedenine, görünümüne yatırım yapacaksın. Yoksa bu medya seni çerez
diye yutar. Bakınız yaz başındaki Gülben Ergen ve selülitleri haberi... Yani
medyanın işine, show business’a akıl sır ermez. Allahtan şöhret
değilim. Mutfağa gidip şöyle bol fıstıklısından çikolata yiyebilme özgürlüğümü
seviyorum J
Kaynaklar
Berg
A S (2005) Katharine Hepburn’un Hatırladıkları, Epsilon, İstanbul.
Branston
G (2000) Cinema and Cultural Modernity, Open University Press, Buckingham.
Özden
Z (2004) Film Eleştirisi-Film Eleştirisinde Temel Yaklaşımlar ve Tür Filmi
Eleştirisi, İmge Kitabevi, Ankara.
Roberts
G and Wallis H (2001) Introducing Film, Arnold, London.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder